Merhabalar bugün sizinle bir kitap inceleyeceğiz.Bundan böyle okuduğum kitapları başka yerlerde göremediğiniz şekilde blogda incelemeyi planlıyorum.Çünkü bir kitabı almak istediğim zaman inceleme amacıyla arama motorlarında sadece görsellerde birkaç fotoğraf bulabiliyor, bunun ötesine geçemiyordum.İşte bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı blogu bu yönde kullanmaya karar verdim.Umarım telif hakından dolayı ceza yemem sevgiler:)
Şimdi öncelikle birkaç konuya değinmek istiyorum.Kitabı incelemeye öyle geçeceğim.Normalde özellikle kitaplar konusunda öneride bulunmam ama Ahmet Şimşirgil bilgiyi öyle akıcı bir dille aktarıyor ki sıkılmaya fırsat bulamıyorsunuz. Bu okuduğum ilk kitabı ama öyle beğendim ki blogda yazacağım ilk kitap olma şerefini ona vermek istedim.Zaten tarih konusunda meraklı iseniz gerçek anlamda doğru kaynaklardan okumanızı öneririm.Bu alanda iddialı 4 dev isim söylenebilir.İlki İsmail Hakkı Uzunçarşılı, ikincisi Halil İnalcık,bir diğeri Çağatay Uluçay ve son olarak da İlber Ortaylı.Bu isimleri her yerde duyuyoruz bunun nesine şaşıralım demeyin.Bugün tarihe dair okuduğunuz her ne var ise neredeyse tamamı bu 4 dev ismin yaptığı derin araştırmaların sonucu ya da yeni bulunmuş şekilde lanse edilmekte.Yani tarih hakkında sokaktaki insanlardan daha fazla bilgi sahibi olmalıyım diyorsanız veya tarih sizin için bir zevk haline geldiyse doğru kaynaklardan edinebileceğiniz bilgiler sizin için daha yararlı olacaktır deyip sonunda kitabı incelemeye geçiyorum.
Kitap normal kitap kapağına sahip, sayfaları da kitap sayfası ve 240 sayfadan oluşuyor. Timaş yayınlarından çıkmış.Kağıt kalitesini pek sevmedim.İçinde resimler de mevcut ama bunlar siyah beyaz.Ki bu da benim için kitabın hanesine bir eksi eklememe sebep oldu.Artık en basit kitaplarda bile renkli baskılara yer verilebiliyorken böyle güzel bir kitabı bundan mahrum bırakmalarına üzüldüm açıkçası.Bu resimler de genelde haremin gezilebilir kısımlarında gördüğünüz veya internette görebileceğiniz resimler zaten.
Kitap içeriği esas olarak 2 ana bölümden oluşuyor.İlk 76 sayfalık bölümde Harem-i Hümayun adı verilen kompleks yapı ve altında gerçekleşen günlük ritüeller ele alınmış.Diğer bölümde ise Ertuğrul Gazinin annesi Hayme Ana'dan başlayarak son Valide Sultan'a kadar tahta geçmiş tüm padişahların anneleri anlatılıyor.
Bu resim de arka kapak tanıtımından.Normalde kapaktaki isme bakınca klasik birkaç geleneğe değinip geçecek gibi bir izlenime kapılıyorsunuz ama öyle değil.Kitap Harem sistematiğini öyle bir anlatıyor ki ağzınız açık okuyorsunuz.Mesela Harem sistemi ile Enderun Mektebi arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tek tek ele alınmış.''Enderun, nasıl seçilmiş genç erkekleri, saray içinde bir taraftan eğitip diğer taraftan padişaha hizmet yoluyla saray dışında devlet hizmetine hazırlıyorsa, Harem-i Hümayun da güzel ve yetenekli kadınları bir yandan eğitip diğer yandan hanedan halkına hizmet yoluyla dış dünyadaki rollerini almaya hazırlıyordu.'' alıntısından anlaşılacağı gibi hayli büyük bir sistem kurulu.Her iki teşkilatta eğitime yeni başlayanlar 'Büyük Oda' ve 'Küçük Oda' adlı iki odada toplanırlarmış.Ve daha niceleri...
Saraya alınan cariyelerde bugünki anlamda kölelerde ne gibi özelliklere dikkat edilirdi?Alınan herkes köle miydi?Kölelikten Valide Sultanlığa erişmek nasıl olurdu?Her kadın aynı aşamadan mı geçerdi? bu ve bunun gibi soruların yanıtları örnekleri ile çok akıcı bir şekilde anlatılıyor.Her kadının saraydaki statüsüne göre aldığı maaş ve günlük harcırahlarına ayrıntılı yer verilmiş.Kitabı okurken beni en çok etkileyen noktalardan birinin yukarıdaki resim olduğunu itiraf etmeliyim.Hanedan üyelerinin gözüne bakmanın yasak olduğunu hepimiz biliyoruz ama harem içindeki kızların da mahremiyetlerine ve kurumun saygınlığına leke sürülmemesi adına aldıkları önlemleri öğrenince insan şaşırmıyor değil.Sol tarafta görünen taş sekiye her gün getirilen yemekler karaağalar tarafından bırakılır ve geldikleri kapıdan geri çıkarlarmış.Ancak onlar çıktıktan sonra cariyeler iç kapıdan çıkıp seki üzerindeki tepsileri alıp ait oldukları bölümlere götürmek üzere alırlarmış.Yemek getirenlerin bile cariyelerle karşılaşması kesinlikle yasakmış.Haremin bunlar dışında günlük ritüellerini okurken de hayli şaşırmıştım.Mesela sarayda günde 2 kez yemek yenirmiş.Kuşluk yemeği sabah erken, akşam yemeği ise ikindi namazından sonra çıkarmış.Sarayın ana mutfağı ile Padişahın mutfağı ayrıymış.Saraya alınan 10-18 yaşlarındaki kızların vücutları,bakire olup olmadıkları muayene edilir,kusurlu,hastalıklı ve huysuz cariyeler kabul edilmezmiş.Yine uykusu ağır olan,horlayan ve başka kusuru olanlar haremden çıkarılırmış.
Harem öyle kompleks bir yapı ki Cariyeler ve Kadınefendiler Taşlığı,Cariyeler Hamamı,Cariyeler Birinci Koğuşu,Cariyerler Alt Taşlığı, Cariyeler Hastanesi,Ustalar Dairesi,Meyyit Kapısı ve Cenaze Yıkama Yeri gibi daha sayılmamış birçok mekan mevcutmuş haremde. 'Haremde bulunan cariyeler güzellik ve zekalarına göre usta-kalfa gibi idari vazifeler alırlar veya Valide Sultan, Kadınefendi veya İkbal payelerini kazanarak en yüksek mevkilere gelirlerdi' diyor Ahmet Şimşirgil. Adını ilk kez bu kitapta duyduğum Çaşnigir Usta, Cameşuy Usta, İbrikdar Usta, Berber Usta, Kahveci Usta, Kilerci Usta, Kutucu Usta, Külhancı Usta,Vekil Usta, Katibe Usta, Hastalar Ustası, Ebe, Daye Kalfa, Dadı gibi birçok görevli mevcutmuş sarayın harem kısmında.
Haremdeki hiyerarşi en küçük ayrıntıya kadar her an herkesin önünde sergilenirmiş.Mesela padişaha giden yemeğin örtüsü ile bir kalfanın yemeğinin örtüsü arasında bile farklılıklar mevcutmuş.El ve ayak tırnakları haftada bir defa genelde perşembe veya cuma günleri mutlaka tenha bir yerde kesmek şartmış,her sabah abdest alınırken yüzü sabunlu tülbentle silmek usuldenmiş,abdest için biri yüz diğeri ayak için 2 havlu bulundurulurmuş,her hafta hamama gitmek en önemli usullerindenmiş.Beylik uykusu dedikleri sabah namazından yarım saat sonra birlikte uyuma adetleri de varmış.Bu ve bunun gibi nice bilinmedik ayrıntıya yer verilmiş kitapta.Alırken isminden dolayı önyargı taşıdığımı söylemeliyim.Yazarı da tv programlarında çok dramatik çıkışlarla görmemin bunda etkisi olduğunu da kabul ediyorum.Ama kitabı okuduktan sonra o önyargıyı kırdığım için çok memnun kaldım.İçeriği ile ilgili daha uzun yazmak isterdim ama neredeyse kitabı okumuş olacaksınız:) Bu yüzden gerisini alan ve okuyanların takdirine bırakıyorum.Herkese keyifli okumalar...