Merhabalar işte yine bir kitap incelemesi ile karşınızdayım.Önceki kitap incelemesinden beri birkaç kitap daha bitirdim ama sınavlarım olduğu için yazmak için pek vakit ayıramıyorum.İlk birkaç cümle takip edenlere bir açıklama olsun.Varsa yazı bekleyenler bilsin ve anlayış göstersin ki vaktim olunca inceleme yayınlayabiliyorum.Bu arada ben Bookstagram veya Youtuber filan değilim.Bu blog dışında kitapları incelediğim başka bir mecra yok.Yani kitapları birilerinin işbirliği ile yayınlamıyor ve yorumlamıyorum.Bu işi yapmak karşılığında aldığım bir bedel söz konusu değil.Kitap seçimlerim ve yorumlarım tamamen şahsidir.İlgimi çeken popüler veya klasikleşmiş kitapları kendi bakış açımdan yorumlamaya çalışıyorum.Bir işbirliği söz konusu olmadığı için kitap almadan önce araştırma yapmak isteyenler için yardımı olması amacıyla bu blogda yazmaya karar verdim.Acaba bu blogda yazılanlar gerçekçi mi reklam amaçlı mı diye kafası karışık olan var ise bu konudaki soru işaretlerini tamamen kaldırmak adına bir paragraf açıklama yapma gereği duyuyorum.Kamu Spotu gibi oldu ama idare ediverin sevgili okurlar.Varsa kusurlar affola...
Şimdi geçelim bugünki yazımızın konusu olan kitaba.Normalde tavsiye kitap asla okumuyorum çünkü boyumun ölçüsünü lisede bir kitap tavsiyesi okuyup ardından yaşadığım hayal kırıklığıyla aylarca kitap okumamakla almıştım.Ama Youtube, İnstagram ve bilimum mecrada o kadar çok gördüm ki bu kitabı meraktan aldım.Tam olarak tavsiye üzerine almış sayılmam ama kitabı gördüğüm her mecrada o kadar çok övdüler ki sırf meraktan gidip aldım.
Kitabın şömizli ön ve arka kapağı bu şekilde.Şömizli nedir diyenleriniz için kitabın üzerinde onu korumak amaçlı genelde kitabın kendi kapağı ile uyumlu geçirilen kılıf olarak düşünebilirsiniz.Görüldüğü üzere kitabın kapağında hareli şekilde gökkuşağı renginde epey ilgi çekici bir görünüm kullanmışlar.Kitabı hareket ettirdikçe renkeler yansıyor.İyice belli olsun diye ışıkta çektim ama gölgem çıkmış kusura bakmazsınız diye düşünüyorum artık 😊 Yalnız beni şaşırtan kullanılan şömizin kitaptan kendi kapağından daha kaliteli olması.Genelde şömiz kitabın gölgesinde kalır.Yani kitap daha ön plandadır ama kitap içeriğinin eksiklerini böyle kapatmaya çalışmışlar belli ki...Kitabın şömizsiz hali de şu şekilde
İç kapakta da çok eğlenceli bir renk kullanmışlar.Ben özellikle mavinin bu tonunu çok beğendim.Kalın kapak deniyor ama ben ciltli demeyi tercih ediyorum.Çünkü ciltli kitaplara zaafım var😂 Ansiklopedi okuyormuşum gibi bir his vermelerini çok seviyorum.Bu yüzden bu konuda da kitaba benden bir artı puan gidiyor 💛 Kapağının içinde de gökkuşağı renklerine rastlayabiliyorsunuz.Okurken birçok yerde rengarenk bir dünya yaratmaya çalışmış yazar.Sanırım o yüzden böyle bir yol seçmişler.Ancak bir kitabın dışından çok içi önemlidir diyenlerdenseniz hemen öyle karar vermeyin derim.Zira ''PR'' denen halkla ilişkilerin bir kitabı pazara sunmadan önce en çok dikkat ettiği şeyin görüntüsü olduğunu hatırlatmak isterim.Yani pazara sunulan bir kitabın değeri içi ve dışı ile bir bütün halinde ele alınır.Çünkü kitabın vitrindeki yerini biraz da kapağı belirler.Bence biraz da bu yüzdendir ki yayınevleri birkaç senede bir kitapların kapaklarını yenileme yoluna gider.Ön ve arka kapağında pek bir açıklama yok. Şömizde yeterince ayrıntıya yer verilmiş zaten.Çeşitli okur yorumlarını ve tanıtımını şömize basmayı tercih etmişler.İçinden kapakla uyumlu bir de kitap ayracı çıkıyor.Üzerindeki karekodu okuttuğunuzda ön okuma yapabiliyorsunuz.Ki bence bu yönü çok güzel düşünülmüş.Bunu da sevdim 😃 Alttaki fotoğraftan şömizin ne kadar kalın olduğunu anlayabilirsiniz
Artık gelelim içeriğine.359 sayfa olduğunu gördüğümde gözüm biraz korkmuştu.Sanal şeyler ve oyunlarla pek aram olmadığı için gözümde büyümüş, nasıl bitecek diye hafiften bir telaş almıştı beni..Ama üslup beklemediğim kadar akıcıydı.Düzinelerce sayfaya birkaç saniyeyi sıkıştırmışlar gibi elle tutulur bir olay gerçekleşmediği halde sayfalar geçtiğini fark ettim.Bu bir kitap için iyi mi kötü mü siz karar verirsiniz artık.Ama ben okurken şunu hissettim: 'kitabı yarıladım ama ne olay örgüsünü anlayabildim ne de kitabın amacını.' Her şey havada kalmış vaziyette ilerliyordu kitap... Bir okuyucu olarak benim açımdan bu kötü bir durum tabi.Okuyucu olarak bir kitabı elinize alıp okumaya başladığınızda ilk sayfalardan itibaren kitabın sizi içine çekmesini, gelişen olaylarla size verilmek istenen iletilerin peşine düşmek istersiniz.Ama ben bu kitapta birçok noktada eksikler gördüm.Yani durum benim için pek iç açıcı değildi.Belki yazarın üslubuna aşina olmadığım için biraz daha okuyup kitabı ilerleteyim diye okumaya devam ettim.Bu arada Warcross yazarın okuduğum ilk kitabı.Bundan önce birkaç kitabı daha varmış.Biraz araştırma yapınca epey de tutulmuş 'Genç Elitler' adında bir üçlemesi olduğunu öğrendim.Ve sonra anladım ki kitabı kalın yazıp olay örgüsünü çok sık tutmaması diğer kitaplarına yer açmak içinmiş.En azından ben böyle hissettim.
Kitap sokakta kalmak üzere olan ve yaşamını kaçakları bulup polislere para karşılığında teslim ederek kazandığı para ile sürdüren Emika Chen adında 18 yaşlarında genç bir kızın gözünden anlatılıyor.Elbette bir çatışma yaratabilmek için de genç ve aşık olunası,yakışıklı genç olan Hideo Tanaka adlı 25 yaşlarında ultramilyoner bir erkeğimiz olmazsa olmazımız olarak olay örgüsünde yeriniz almış.Nöro-Link adında nörolojik bir gözlüğün mucidi ve yarattığı Warcross evreninin kurucusu olarak karşımıza çıkıyor.Milyonerimiz dünyanın her yerinde ürettiği gözlükleri satışa sunarak sanal bir gerçeklik oyunu üzerinden her sene en iyi puanları alanlar arasında turnuva düzenlemekte.Ki bu turnuva bana J.K.Rowling-Harry Potter serisindeki 'Quiddich Takımları'nı ve Quiddich Kupası'nı anımsattı.Hatta daha fazlası, bence oradan bir esinlenme yaşanmış.Okurken bana o hissi yaşatan fazla şeye maruz kaldım çünkü.Tabi her zengin ve yakışıklı erkekte olması beklenen ve arzu edilen derin yaraları olan bir genç erkek kaçınılmaz.Sevgili baş karakterimiz Hideo Tanaka da geçmişten gelen yükleri ile savaşmaya çalışan suratsız ve mesafeli sporcu bir kişilik olarak çıkıyor karşımıza.Ki bu da bana Elli Ton üçlemesindeki Christian Grey'i fazlasıyla anımsattı.Zeki,çekici,zengin,suratsız,mesafeli,rahatına düşkün ve duyguları yara almış bir erkek.Bence Marie Lu bir kitap yazayım derken birçok kitabın olayları ve karakterlerinden bir kombo yapmış bize😉 Şaka bir yana bu ayrıntıları fark etmek bana günlere ve yüzlerce sayfaya mal oldu ama böylece kitabın puanını da vermeye başlamıştım.
Yazarın yarattığı evrene bir türlü adapte olamadım.Günlük hayatta hiç görmediğimiz unsurlar ve olaylar öyle olağan ve sıradanmış gibi anlatılmış ki ben biraz yukarıdan bakma varmış gibi sezinledim.Okuyucu biraz hafife alınmış gibi.Bir de tasvirler çok yetersiz geldi bana.Yani hayatında hiç ağaç görmemiş birine ağacı tasvir ederken hayli ayrıntı vermeye çalışırsınız.En azından gözünün önünde canlandırabilmesi için elinizden gelen her şeyi yapmaya çalışırsınız.O nesneyi biliyormuş gibi hareket etmezsiniz. Marie Lu bana göre tam olarak bunu yapmış.Kitaba konu olan Warcross evrenini öyle sığ anlatmış ki bir türlü o düyanın içine giremiyorsunuz.Yazar o evreni biliyor,görüyor o evreni kafasında yaratmış ama okuyucuya bir türlü o hissi geçirememiş gibi.Okuyucu o evreni her an görüyormış muamelesi edilmiş resmen.Ben hayatımda bu kadar yetersiz bir tasvir ve sığ bir kitap daha okumadım.Bu kadar net söyleyebiliyorum.Kitap beni tek kelime ile İRİTE etti! Biraz da bu yüzden bu kadar geç yazabildim blogdaEtkisinin geçmesiniz bekledim.Zira etkisi üzerinden birkaç kitap okuduktan sonra ancak geçmeye başlayabildi.Yani dil akıcı ama çok sıradan,hiç düşündüren unsur yok,anlatılan yere bir türlü geçiş yapamıyorsunuz,kitabın devamı gelsin diye tuğla gibi kitap yazılmış ama ne sistematik bir olay gerçekleşiyor ne de olaylar bir noktada bağlanıyor,üstelik birkaç yerden de resmen kopyalanmış unsurlar yakalayınca Warcross benim için tam bir hezimet oldu.Yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam sanırım.Ama bu bana çok önemli bir şey öğretti.Kitap tam bir 'REKLAM ÜRÜNÜ' O kadar çok reklamı öylesine akıllıca yapılsı ki, herkes kitapta bir numara var demek ki deyip deli gibi almaya başladı.Youtube veya İnstagram'da tanıtanlara gelince muhtemelen reklam karşılığı o kadar beğenmiş rolü yapıyorlar.Öbür türlü başka ihtimali aklıma dahi getirmek istemiyorum.Bu kadar sığ bir kitaba aç olamayız.Ne tat var ne olay örgüsü var ne de sağlıklı bir kurgu.Böyle bir kitaba aç olmamız için çukurda bir beğeni zevkimiz olması gerekiyor diye düşünüyorum.Ay kitap beni öyle irite etmiş ki kitabı inceleyeyim derken resmen nefret kustum😆 Şaka bir yana okuma zevkim gelişkin olmasa bile böyle bir kitabı asla beğenmez ve almazdım.Bu kitap için ödediğim paraya acıyor ve okurken harcadığım zamanın ömrüme tekrar eklenmesini talep ediyorum şu an😖 Bu olay bana öyle bir ders oldu ki reklamı öyle bangır bangır yapılan bir ürüne daha temkinli yaklaşacağım artık.Sevgilerimi sunar, iyi okumalar dilerim.Kitaplarla kalın...
