14 Ocak 2018 Pazar

MARIE LU- WARCROSS KİTAP İNCELEMESİ

      
     

    Merhabalar işte yine bir kitap incelemesi ile karşınızdayım.Önceki kitap incelemesinden beri birkaç kitap daha bitirdim ama sınavlarım olduğu için yazmak için pek vakit ayıramıyorum.İlk birkaç cümle takip edenlere bir açıklama olsun.Varsa yazı bekleyenler bilsin ve anlayış göstersin ki vaktim olunca inceleme yayınlayabiliyorum.Bu arada ben Bookstagram veya Youtuber filan değilim.Bu blog dışında kitapları incelediğim başka bir mecra yok.Yani kitapları birilerinin işbirliği ile yayınlamıyor ve yorumlamıyorum.Bu işi yapmak karşılığında aldığım bir bedel söz konusu değil.Kitap seçimlerim ve yorumlarım tamamen şahsidir.İlgimi çeken popüler veya klasikleşmiş kitapları kendi bakış açımdan yorumlamaya çalışıyorum.Bir işbirliği söz konusu olmadığı için kitap almadan önce araştırma yapmak isteyenler için yardımı olması amacıyla bu blogda yazmaya karar verdim.Acaba bu blogda yazılanlar gerçekçi mi reklam amaçlı mı diye kafası karışık olan var ise bu konudaki soru işaretlerini tamamen kaldırmak adına bir paragraf açıklama yapma gereği duyuyorum.Kamu Spotu gibi oldu ama idare ediverin sevgili okurlar.Varsa kusurlar affola...
   
      Şimdi geçelim bugünki yazımızın konusu olan kitaba.Normalde tavsiye kitap asla okumuyorum çünkü boyumun ölçüsünü lisede bir kitap tavsiyesi okuyup ardından yaşadığım hayal kırıklığıyla aylarca kitap okumamakla almıştım.Ama Youtube, İnstagram ve bilimum mecrada o kadar çok gördüm ki bu kitabı meraktan aldım.Tam olarak tavsiye üzerine almış sayılmam ama kitabı gördüğüm her mecrada o kadar çok övdüler ki sırf meraktan gidip aldım.






        Kitabın şömizli ön ve arka kapağı bu şekilde.Şömizli nedir diyenleriniz için kitabın üzerinde onu korumak amaçlı genelde kitabın kendi kapağı ile uyumlu geçirilen kılıf olarak düşünebilirsiniz.Görüldüğü üzere kitabın kapağında hareli şekilde gökkuşağı renginde epey ilgi çekici bir görünüm kullanmışlar.Kitabı hareket ettirdikçe renkeler yansıyor.İyice belli olsun diye ışıkta çektim ama gölgem çıkmış kusura bakmazsınız diye düşünüyorum artık 😊  Yalnız beni şaşırtan kullanılan şömizin kitaptan kendi kapağından daha kaliteli olması.Genelde şömiz kitabın gölgesinde kalır.Yani kitap daha ön plandadır ama kitap içeriğinin eksiklerini böyle kapatmaya çalışmışlar belli ki...Kitabın şömizsiz hali de şu şekilde





       İç kapakta da çok eğlenceli bir renk kullanmışlar.Ben özellikle mavinin bu tonunu çok beğendim.Kalın kapak deniyor ama ben ciltli demeyi tercih ediyorum.Çünkü ciltli kitaplara zaafım var😂  Ansiklopedi okuyormuşum gibi bir his vermelerini çok seviyorum.Bu yüzden bu konuda da kitaba benden bir artı puan gidiyor 💛   Kapağının içinde de gökkuşağı renklerine rastlayabiliyorsunuz.Okurken birçok yerde rengarenk bir dünya yaratmaya çalışmış yazar.Sanırım o yüzden böyle bir yol seçmişler.Ancak bir kitabın dışından çok içi önemlidir diyenlerdenseniz hemen öyle karar vermeyin derim.Zira ''PR''  denen halkla ilişkilerin bir kitabı  pazara sunmadan önce en çok dikkat ettiği şeyin görüntüsü olduğunu hatırlatmak isterim.Yani pazara sunulan bir kitabın değeri içi ve dışı ile bir bütün halinde ele alınır.Çünkü kitabın vitrindeki yerini biraz da kapağı belirler.Bence biraz da bu yüzdendir ki yayınevleri birkaç senede bir kitapların kapaklarını yenileme yoluna gider.Ön ve arka kapağında pek bir açıklama yok. Şömizde yeterince ayrıntıya yer verilmiş zaten.Çeşitli okur yorumlarını ve tanıtımını şömize basmayı tercih etmişler.İçinden kapakla uyumlu bir de kitap ayracı çıkıyor.Üzerindeki karekodu okuttuğunuzda ön okuma yapabiliyorsunuz.Ki bence  bu yönü çok güzel düşünülmüş.Bunu da sevdim 😃 Alttaki fotoğraftan şömizin ne kadar kalın olduğunu anlayabilirsiniz





       Artık gelelim içeriğine.359 sayfa olduğunu gördüğümde gözüm biraz korkmuştu.Sanal şeyler ve oyunlarla pek aram olmadığı için gözümde büyümüş, nasıl bitecek diye hafiften bir telaş almıştı beni..Ama üslup beklemediğim kadar akıcıydı.Düzinelerce sayfaya birkaç saniyeyi sıkıştırmışlar gibi elle tutulur bir olay gerçekleşmediği halde sayfalar geçtiğini fark ettim.Bu bir kitap için iyi mi kötü mü siz karar verirsiniz artık.Ama ben okurken şunu hissettim: 'kitabı yarıladım ama ne olay örgüsünü anlayabildim ne de kitabın amacını.' Her şey havada kalmış vaziyette ilerliyordu kitap... Bir okuyucu olarak benim açımdan bu kötü bir durum tabi.Okuyucu olarak bir kitabı elinize alıp okumaya başladığınızda ilk sayfalardan itibaren kitabın sizi içine çekmesini, gelişen olaylarla size verilmek istenen iletilerin peşine düşmek istersiniz.Ama ben bu kitapta birçok noktada eksikler gördüm.Yani durum benim için pek iç açıcı değildi.Belki yazarın üslubuna aşina olmadığım için biraz daha okuyup kitabı ilerleteyim diye okumaya devam ettim.Bu arada Warcross yazarın okuduğum ilk kitabı.Bundan önce birkaç kitabı daha varmış.Biraz araştırma yapınca epey de tutulmuş 'Genç Elitler' adında bir üçlemesi olduğunu öğrendim.Ve sonra anladım ki kitabı kalın yazıp olay örgüsünü çok sık tutmaması diğer kitaplarına yer açmak içinmiş.En azından ben böyle hissettim.

       Kitap sokakta kalmak üzere olan ve yaşamını kaçakları bulup polislere para karşılığında teslim ederek kazandığı para ile sürdüren  Emika Chen adında 18 yaşlarında genç bir kızın gözünden anlatılıyor.Elbette bir çatışma yaratabilmek için de genç ve aşık olunası,yakışıklı genç olan Hideo Tanaka adlı 25 yaşlarında ultramilyoner bir erkeğimiz olmazsa olmazımız olarak olay örgüsünde yeriniz almış.Nöro-Link adında nörolojik bir gözlüğün mucidi ve yarattığı Warcross evreninin kurucusu olarak karşımıza çıkıyor.Milyonerimiz dünyanın her yerinde ürettiği gözlükleri satışa sunarak sanal bir gerçeklik oyunu üzerinden her sene en iyi puanları alanlar arasında turnuva düzenlemekte.Ki bu turnuva bana J.K.Rowling-Harry Potter serisindeki 'Quiddich Takımları'nı ve Quiddich Kupası'nı anımsattı.Hatta daha fazlası, bence oradan bir esinlenme yaşanmış.Okurken bana o hissi yaşatan fazla şeye maruz kaldım çünkü.Tabi her zengin ve yakışıklı erkekte olması beklenen ve arzu edilen derin yaraları olan bir genç erkek kaçınılmaz.Sevgili baş karakterimiz Hideo Tanaka da geçmişten gelen yükleri ile savaşmaya çalışan suratsız ve mesafeli sporcu bir kişilik olarak çıkıyor karşımıza.Ki bu da bana Elli Ton üçlemesindeki Christian Grey'i fazlasıyla anımsattı.Zeki,çekici,zengin,suratsız,mesafeli,rahatına düşkün ve duyguları yara almış bir erkek.Bence Marie Lu bir kitap yazayım derken birçok kitabın olayları ve karakterlerinden bir kombo yapmış bize😉 Şaka bir yana bu ayrıntıları fark etmek bana günlere ve yüzlerce sayfaya mal oldu ama böylece kitabın puanını da vermeye başlamıştım.




     Yazarın yarattığı evrene bir türlü adapte olamadım.Günlük hayatta hiç görmediğimiz unsurlar ve olaylar öyle olağan ve sıradanmış gibi anlatılmış ki ben biraz yukarıdan bakma varmış gibi sezinledim.Okuyucu biraz hafife alınmış gibi.Bir de tasvirler çok yetersiz geldi bana.Yani hayatında hiç ağaç görmemiş birine ağacı tasvir ederken hayli ayrıntı vermeye çalışırsınız.En azından gözünün önünde canlandırabilmesi için elinizden gelen her şeyi yapmaya çalışırsınız.O nesneyi biliyormuş gibi hareket etmezsiniz. Marie Lu bana göre tam olarak bunu yapmış.Kitaba konu olan Warcross evrenini öyle sığ anlatmış ki bir türlü o düyanın içine giremiyorsunuz.Yazar o evreni biliyor,görüyor o evreni kafasında yaratmış ama okuyucuya bir türlü o hissi geçirememiş gibi.Okuyucu o evreni her an görüyormış muamelesi edilmiş resmen.Ben hayatımda bu kadar yetersiz bir tasvir ve sığ bir kitap daha okumadım.Bu kadar net söyleyebiliyorum.Kitap beni tek kelime ile İRİTE etti! Biraz da bu yüzden bu kadar geç yazabildim blogdaEtkisinin geçmesiniz bekledim.Zira etkisi üzerinden birkaç kitap okuduktan sonra ancak geçmeye başlayabildi.Yani dil akıcı ama çok sıradan,hiç düşündüren unsur yok,anlatılan yere bir türlü geçiş yapamıyorsunuz,kitabın devamı gelsin diye tuğla gibi kitap yazılmış ama ne sistematik bir olay gerçekleşiyor ne de olaylar bir noktada bağlanıyor,üstelik birkaç yerden de resmen kopyalanmış unsurlar yakalayınca Warcross benim için tam bir hezimet oldu.Yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam sanırım.Ama bu bana çok önemli bir şey öğretti.Kitap tam bir 'REKLAM ÜRÜNÜ'  O kadar çok reklamı öylesine akıllıca yapılsı ki, herkes kitapta bir numara var demek ki deyip deli gibi almaya başladı.Youtube veya İnstagram'da tanıtanlara gelince muhtemelen reklam karşılığı o kadar beğenmiş rolü yapıyorlar.Öbür türlü başka ihtimali aklıma dahi getirmek istemiyorum.Bu kadar sığ bir kitaba aç olamayız.Ne tat var ne olay örgüsü var ne de sağlıklı bir kurgu.Böyle bir kitaba aç olmamız için çukurda bir beğeni zevkimiz  olması gerekiyor diye düşünüyorum.Ay kitap beni öyle irite etmiş ki kitabı inceleyeyim derken resmen nefret kustum😆 Şaka bir yana okuma zevkim gelişkin olmasa bile böyle bir kitabı asla beğenmez ve almazdım.Bu kitap için ödediğim paraya acıyor ve okurken harcadığım zamanın ömrüme tekrar eklenmesini talep ediyorum şu an😖  Bu olay bana öyle bir ders oldu ki reklamı öyle bangır bangır yapılan bir ürüne daha temkinli yaklaşacağım artık.Sevgilerimi sunar, iyi okumalar dilerim.Kitaplarla kalın...

21 Aralık 2017 Perşembe

AHMET ŞİMŞİRGİL-VALİDE SULTANLAR VE HAREM KİTABI İNCELEMESİ

           Merhabalar bugün sizinle bir kitap inceleyeceğiz.Bundan böyle okuduğum kitapları başka yerlerde göremediğiniz şekilde blogda incelemeyi planlıyorum.Çünkü bir kitabı almak istediğim zaman inceleme amacıyla arama motorlarında sadece görsellerde birkaç fotoğraf bulabiliyor, bunun ötesine geçemiyordum.İşte bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı blogu bu yönde kullanmaya karar verdim.Umarım telif hakından dolayı ceza yemem sevgiler:)

      Şimdi öncelikle birkaç konuya değinmek istiyorum.Kitabı incelemeye öyle geçeceğim.Normalde özellikle kitaplar konusunda öneride bulunmam ama Ahmet Şimşirgil bilgiyi öyle akıcı bir dille aktarıyor ki sıkılmaya fırsat bulamıyorsunuz. Bu okuduğum ilk kitabı ama öyle beğendim ki blogda yazacağım ilk kitap olma şerefini ona vermek istedim.Zaten tarih konusunda meraklı iseniz gerçek anlamda doğru kaynaklardan okumanızı öneririm.Bu alanda iddialı 4 dev isim söylenebilir.İlki İsmail Hakkı Uzunçarşılı, ikincisi Halil İnalcık,bir diğeri Çağatay Uluçay ve son olarak da İlber Ortaylı.Bu isimleri her yerde duyuyoruz bunun nesine şaşıralım demeyin.Bugün tarihe dair okuduğunuz her ne var ise neredeyse tamamı bu 4 dev ismin yaptığı derin araştırmaların sonucu ya da yeni bulunmuş şekilde lanse edilmekte.Yani tarih hakkında sokaktaki insanlardan daha fazla bilgi sahibi olmalıyım diyorsanız veya tarih sizin için bir zevk haline geldiyse doğru kaynaklardan edinebileceğiniz bilgiler sizin için daha yararlı olacaktır deyip sonunda kitabı incelemeye geçiyorum.
      
          Kitap normal kitap kapağına sahip, sayfaları da kitap sayfası ve 240 sayfadan oluşuyor. Timaş yayınlarından çıkmış.Kağıt kalitesini pek sevmedim.İçinde resimler de mevcut ama bunlar siyah beyaz.Ki bu da benim için kitabın hanesine bir eksi eklememe sebep oldu.Artık en basit kitaplarda bile renkli baskılara yer verilebiliyorken böyle güzel bir kitabı bundan mahrum bırakmalarına üzüldüm açıkçası.Bu resimler de genelde haremin gezilebilir kısımlarında gördüğünüz veya internette görebileceğiniz resimler zaten. 
         Kitap içeriği esas olarak 2 ana bölümden oluşuyor.İlk 76 sayfalık bölümde Harem-i Hümayun adı verilen kompleks yapı ve altında gerçekleşen günlük ritüeller ele alınmış.Diğer bölümde ise Ertuğrul Gazinin annesi Hayme Ana'dan başlayarak son Valide Sultan'a kadar tahta geçmiş tüm padişahların anneleri anlatılıyor.


          Bu resim de arka kapak tanıtımından.Normalde kapaktaki isme bakınca klasik birkaç geleneğe değinip geçecek gibi bir izlenime kapılıyorsunuz ama öyle değil.Kitap Harem sistematiğini öyle bir anlatıyor ki ağzınız açık okuyorsunuz.Mesela Harem sistemi ile Enderun Mektebi arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tek tek ele alınmış.''Enderun, nasıl seçilmiş genç erkekleri, saray içinde bir taraftan eğitip diğer taraftan padişaha hizmet yoluyla saray dışında devlet hizmetine hazırlıyorsa, Harem-i Hümayun da güzel ve yetenekli kadınları bir yandan eğitip diğer yandan hanedan halkına hizmet yoluyla dış dünyadaki rollerini almaya hazırlıyordu.'' alıntısından anlaşılacağı gibi hayli büyük bir sistem kurulu.Her iki teşkilatta eğitime yeni başlayanlar 'Büyük Oda' ve 'Küçük Oda' adlı iki odada toplanırlarmış.Ve daha niceleri...


          Saraya alınan cariyelerde bugünki anlamda kölelerde ne gibi özelliklere dikkat edilirdi?Alınan herkes köle miydi?Kölelikten Valide Sultanlığa erişmek nasıl olurdu?Her kadın aynı aşamadan mı geçerdi? bu ve bunun gibi soruların yanıtları örnekleri ile çok akıcı bir şekilde anlatılıyor.Her kadının saraydaki statüsüne göre aldığı maaş ve günlük harcırahlarına ayrıntılı yer verilmiş.Kitabı okurken beni en çok etkileyen noktalardan birinin yukarıdaki resim olduğunu itiraf etmeliyim.Hanedan üyelerinin gözüne bakmanın yasak olduğunu hepimiz biliyoruz ama harem içindeki kızların da mahremiyetlerine ve kurumun saygınlığına leke sürülmemesi adına aldıkları önlemleri öğrenince insan şaşırmıyor değil.Sol tarafta görünen taş sekiye her gün getirilen yemekler karaağalar tarafından bırakılır ve geldikleri kapıdan geri çıkarlarmış.Ancak onlar çıktıktan sonra cariyeler iç kapıdan çıkıp seki üzerindeki tepsileri alıp ait oldukları bölümlere götürmek üzere alırlarmış.Yemek getirenlerin bile cariyelerle karşılaşması kesinlikle yasakmış.Haremin bunlar dışında günlük ritüellerini okurken de hayli şaşırmıştım.Mesela sarayda günde 2 kez yemek yenirmiş.Kuşluk yemeği sabah erken, akşam yemeği ise ikindi namazından sonra çıkarmış.Sarayın ana mutfağı ile Padişahın mutfağı ayrıymış.Saraya alınan 10-18 yaşlarındaki kızların vücutları,bakire olup olmadıkları muayene edilir,kusurlu,hastalıklı ve huysuz cariyeler kabul edilmezmiş.Yine uykusu ağır olan,horlayan ve başka kusuru olanlar haremden çıkarılırmış.




       Harem öyle kompleks bir yapı ki Cariyeler ve Kadınefendiler Taşlığı,Cariyeler Hamamı,Cariyeler Birinci Koğuşu,Cariyerler Alt Taşlığı, Cariyeler Hastanesi,Ustalar Dairesi,Meyyit Kapısı ve Cenaze Yıkama Yeri gibi daha sayılmamış birçok mekan mevcutmuş haremde.   'Haremde bulunan cariyeler güzellik ve zekalarına göre usta-kalfa gibi idari vazifeler alırlar veya Valide Sultan, Kadınefendi veya İkbal payelerini kazanarak en yüksek mevkilere gelirlerdi' diyor Ahmet Şimşirgil. Adını ilk kez bu kitapta duyduğum Çaşnigir Usta, Cameşuy Usta, İbrikdar Usta, Berber Usta, Kahveci Usta, Kilerci Usta, Kutucu Usta, Külhancı Usta,Vekil Usta, Katibe Usta, Hastalar Ustası, Ebe, Daye Kalfa, Dadı gibi birçok görevli mevcutmuş sarayın harem kısmında.
     

      Haremdeki hiyerarşi en küçük ayrıntıya kadar her an herkesin önünde sergilenirmiş.Mesela padişaha giden yemeğin örtüsü ile bir kalfanın yemeğinin örtüsü arasında bile farklılıklar mevcutmuş.El ve ayak tırnakları haftada bir defa genelde perşembe veya cuma günleri mutlaka tenha bir yerde kesmek şartmış,her sabah abdest alınırken yüzü sabunlu tülbentle silmek usuldenmiş,abdest için biri yüz diğeri ayak için 2 havlu bulundurulurmuş,her hafta hamama gitmek en önemli usullerindenmiş.Beylik uykusu dedikleri sabah namazından yarım saat sonra birlikte uyuma adetleri de varmış.Bu ve bunun gibi nice bilinmedik ayrıntıya yer verilmiş kitapta.Alırken isminden dolayı önyargı taşıdığımı söylemeliyim.Yazarı da tv programlarında çok dramatik çıkışlarla görmemin bunda etkisi olduğunu da kabul ediyorum.Ama kitabı okuduktan sonra o önyargıyı kırdığım için çok memnun kaldım.İçeriği ile ilgili daha uzun yazmak isterdim ama neredeyse kitabı okumuş olacaksınız:) Bu yüzden gerisini alan ve okuyanların takdirine bırakıyorum.Herkese keyifli okumalar...

           

12 Ekim 2014 Pazar

Zihnimizi ve Hayal Gücümüzü Nasıl Geliştirebiliriz?

  

   Bugünkü yazımızın konusu başlıktan belli olduğu üzere zihnimiz,beyin kapasitemiz ve hayal gücümüzü nasıl daha etkin kullanabileceğimiz hususunda.





     Çocukken nesnelere olan merakını hatırlamayan yoktur herhalde.Her şeyi sorgulayan beynimiz nesne ve olayların  nasıl oluştuğuna dair bir mekanizmayı devreye sokarak bugünkü ilerleyişimiz ve teknolojide gelinen son noktayı bize anlatır niteliktedir.İşte bu saf bakış açısı birçok yeniliğin ve gelişen her şeyin anası kabul edilmiştir.Yaşı ilerlese bile çocuk gibi düşünmeyi ve o duru beynini korumayı başarmış birçok bilim adamı bizlere bugün kullandığımız ve günlük hayatımızda çok da  önemsemediğimiz birçok yenilik kazandırmıştır.
     
     İnsan beyni sürekli çalışmaya ve üretmeye odaklı bir yapıdadır.Uyurken bile hareket halinde olmayı başaran bir mekanizmadan bahsediyorum.Çeşitli aktiviteler ve düzenli egzersizlerle beynimizin daha önce fark etmediğimiz yönlerini keşfedebilir ve yaşlılıkta ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçebiliriz.

      Başta da belirttiğim gibi hayal gücünü kullanmak isteyenler, çocuk yaşındaki gibi duru ve saf düşüncelerle problemlerini çözme becerisini geri kazanmak isteyenler,daha farklı ve yaratıcı olmalıyım diyenler; hayatlarında küçük değişiklikler yaparak istediklerini elde edebilirler.Kendimi ürün pazarlar gibi hissettim biraz :)   Şimdi yöntemlere gelecek olursak:

  • Yapabileceğinize 100% inanın: İmkansız olduğuna inandığınız bir şeyin aslında imkansız olmadığını hayal edin. Hayalinizde onu mümkün kılacak bir yol mutlaka bulacaksınız.

  •  Yeni fikirler üretin: Sorunları çözmek için ne yapılabilir, önce düşünün, fikir üretin. Hedeflerinize ulaşmak için fikir üretin, her fırsatta düşünün ve alternatif fikirler üretin.
  •  Fikir defteri edinin: Yanınızda her zaman bulunduracağınız bir not defteri ya da akıllı telefonunuzdaki bir uygulama olsun. Not almayı alışkanlık edinin. Her sabah ve akşam yatmadan önce fikir defterinize gözatmayı ihmal etmeyin. Mümkünse bu defteri yapılacaklar listenizden ayrı tutun.
  •  Yeni yöntemler hakkında fikir üretin: Çevrenizde gördüğünüz ya da hergün sizin yaptığınız işler daha farklı, daha işlevsel ya da daha verimli nasıl yapılır, düşünün ve fikirler üretin. Hatta bunları da fikir defterinize yazabilirsiniz.
  • Sorunları, fırsat olarak algılayın: Karşılaştığımız sorunlar kaygı duymamıza yol açar ama çözüm çoğu zaman sizin düşündüğünüzden daha kolaydır hatta yeni fırsatlar içerir. Bu durumları yeni birikimler ya da yeni yöntemler geliştirmek için bir fırsat olarak görerek işe koyulabilirsiniz. Bu bakış açısıyla çözüm kendiliğinden gelecektir.

  •  Rahatlayın: Gün içinde kendinize ayırdığınız dinlenme zamanlarında gözlerinizi kapatın ve hayal kurun. Görselleştirme bir şeyin ulaşılabilir olduğunun en büyük kanıtıdır. Üstelik suratınızda keskin bir gülümsemeye sebep olur.
  • Genç kalın: Bir insanın en aktif ve üretken olduğu dönemi 20 ile 70 yaş arası olarak düşünürsek hayal kurmak için artık genç olmadığınızı söylemek için en az 50 yaşın üzerinde olmalısınız. O yüzden gençliğin keyfini çıkarın. Oyunlardan asla vazgeçmeyin. Hayatın kendisi zaten bir oyun değil mi. Hem de bir çocuk oyunu!
  • Meraklı olun: Küçük bir çocukken her şeyi nasıl büyük bir hevesle incelediğinizi, sorular sorduğunuzu anımsayın. O zamanlar dünya çok daha büyük bir yerdi, öyle değil mi? hala da öyle aslında, onu hayallerinizde yine eski hevesinizle keşfetmeye devam edebilirsiniz.
  • Kendinize ilham yaratın: Size ilham verecek yeni şeyler arayın.Hayatınıza anlam katacak ilhamlarınız olmalı.
  •   Sıra dışı düşünün her şeyin farklı tarafını görmeye çalışın
  • Odaklanın odaklanma halinde öğrenme 5 kat  fazla gerçekleşir
  • Gözlem yeteneğinizi geliştirin çevresel ve odaklı gözlem yeteneği  ne denli gelişirse o kadar etkili ve hayranlık uyandırdığından  hayaller kurabilirsiniz.
  • Bakış açınızı genişletin dar ve belli çerçeveden  bakmayın, ufkunuzu genişletin ve sınırları zorlayın.
  • Roman veya bilim kurgu okuyun usta romancıların bilim kurgu yazarlarının dünya çapında eserlerini titiz dikkatle okuyun , farkı görün. Yahut olaylara ve örneklere dayalı anlatımın tercih edildiği  diğer eserleri de tercih edebilirsiniz.
  •  Bilerek tatil  yapın görselliğin gücünü düşünün  keşfedin, belleğinizi yeni algılarla donatın.
  • Beyin fırtınaları yapın.
  • Espri,mizah yeteneğinizi geliştirin.
  • Tersinden düşünün.
  • Tabiatla iç içe olmaya özen gösterin.
        
        Hadi bakalım herkese iyi antrenmanlar.görüşmek üzere.Neşeyle ve dinç kalın! :)

8 Ekim 2014 Çarşamba

Bendeniz bir delinin seyir defteri ile karşınızdayım

     


Evet genç beyinler ve genç kalmayı planlayan diğer aklı başında okuyucular!


      İlk yazımla sizlerle buluşmuş olmaktan memnunum.bu blog hiçbir bilirkişilik iddiasında bulunmayan,sadece kişisel bilgi ve deneyimlerden,birazcık dedikodudan,yeni çıkan ve ilgimi çeken envai çeşit ürünlerin tanıtımından ve de arada bir can sıkıntısından ne yapacağını şaşırmış hallerde karşınıza çıkmaktan başka bir iddiası bulunmayan nacizane bir blogdur.yo yoo ben blogger değilim.nitekim öyle bir çabam ve derdim de bulunmamaktadır...bakalım ilerde bir deliyle yaşayacağınız deneyimlere ne kadar katlanabileceksiniz.


     Saygı ve sevgilerimle.esen kalın :)

MARIE LU- WARCROSS KİTAP İNCELEMESİ

                 Merhabalar işte yine bir kitap incelemesi ile karşınızdayım.Önceki kitap incelemesinden beri birkaç kitap daha bitird...